24 Aralık 2015 Perşembe

Nörüyonuz Gobeller

Valla şimdi iş arkadaşlarımdan Hanife Hanım bu napıyor la diye bakıyor bana, bende bu nadide dizeleri sizlere yazıyorum.Saygıdeğer otelimize yeni bir bilgisayar aldık, dehşet bişi lannn.
Şiddetle tavsiye ederim siz tüketici toplumuna.
Günler kış sakinliğinde devam ederken siyasi olaylarda bir değişiklik yok, haberler yine iç karartıcı her zamanki gibi.

Yalnız gündemde aynen modada olduğu gibi Jet Fadıl retro yapmış. Yine yüzlerce kişiyi tokatlamış, ağzına sağlık! Bu adamın yanında çırak olarak çalışmak isterim beni de yetiştirsin nasıl yapıyor bunca şeyi yeniden ve yeniden... Jet abimizin yanında Cübbeli`nin görüntülerinide gördüm şaşırdım desem yalan olur, Cübbeli abimizde zamanında bir haberde Rolls Royce ile görüntülenince ulan var bu işin altında bir şey diyordum, işte kanıtı!

Kendilerini tekrar tekrar tebrik ediyorum. Dolandıranları değilde dolandırılanları suçluyorum. Adamların mesleği dolandırıcılık başka bir iş gelmiyorki ellerinden ne yapsınlar, ama sen işçi, memur, siyasetçi vs. vatandaşım, sana ne oluyor da kendine rol çalmaya çalışıyorsun oyunda. İşte bilmediğin oyunlara girersen Fadıl abim öper...

Hadi bakalım şimdilik gündemin en eğlenceli haberininde sonuna geldik, kalın sağlıcakla, öpüldünüz.

18 Aralık 2015 Cuma

Dün Arkadaşlarla Sohbet Ederken


Dün iş arkadaşlarımla sohbet ederken, biri dedi babam günlük tutar her gün diye hadi canım dedim. Anlayamadım kocaman bir adam günlük tutar mı? Sanki bana günlük hep çocuk, genç işi gibi geldiğini o an farkettim. Halbuki hiç alakası yoktu... 15 Senedir tutuyormuş, Her yıl bir ajanda, koltuğun altı günlükleriyle dolu dedi. Bir gün bizden önce ölürse bize miras kalacak dedi. Duygulandım, güzel hissettim. Öldüğümde bir şeyler bırakıp hatırlanmak isterim bende diye düşündüm. Bende bir günlük tutsam mı diye düşündüm, sonra dedimki kendi kendime tembellik yapıp yazmazsın en azından kendini sıkıntıya sokma dedim.

Bugün aklıma geldi aslında benim bir günlüğüm olduğu, sanal olsa da zamanında yazdığım bazı yazılara bakıp "aa ben mi yazmışım bunu" dediğim. Harbiden daha önceki yazdığım yazılardan bazılarındaki düşüncelerimle şimdikiler çok farklı, değişmediğimi düşünüyordum bende her insan gibi ama değişiyormuşuz demekki.

Günlük tutmak senin ne kadar değiştiğinin kendini ne kadar geliştirdiğinin, hayatınında evrelerini gözler önüne seriyor olsa gerek.

Aylar sonra bir yazı daha ekleyerek neyi amaçladım bilmiyorum... Galiba anindayorum.com benim için günlükten çok yıllığa dönmüş.

Hele bu hihwebci, nerde lan o? Onun için bu blog yüzyıllığa mı dönüşmüş?...

26 Nisan 2015 Pazar

Nasılsınız Bakalım?

Uzun yıllar oldu yine yazmayalı, bu yazıdan sonra da muhtemelen Nicksiz Adam bana diyecek: "hayret nasıl yazdın" diye. Napalım dostlar can sıkıntısı bize bir yazı yazdırdı. Aslında can sıkıntısından da çok zamansızlık bizi buralardan uzak tutan. 6 ay süren bir askerlik dönemi geçirdim, bu belki de hayatta yaptığım en aptalca şeydir. Askerlik vatani görev dediğimiz ve 6 ay boyunca kendimizi dünyadan soyutladığımız o süre...

Neyse boşverin bunları, siz ne yaptınız neler değişti hayatınızda, kimler değişti...?

Şu an Gaziantep`ten yazıyorum bu satırları, bir internet kafeden, etrafımda bir çok yabancı dil bir kelimesini bile anlamadığım, Antepli`den çok Suriye`li var..
Teşekkürler devlet baba nasıl da kaynaştırdın biz Türkler`le Arapları...

17 Ocak 2015 Cumartesi

ilmi siyaset

“Çok eski zamanlarda ülkeye nam salmış bir medrese varmış. Bu medreseden mezun olmak çok zormuş. Bir genç burada öğrenciymiş okulu birincilikle bitirmiş. Hocaları demişler ki; “- Sen çok başarılı bir öğrencisin fakat bizim ilmi siyaset diye bir dersimiz daha var bu dersi de okumanda büyük yarar var. Ancak isteğine bağlı.”

Öğrenci ise; “- Ben okulu bitirdim artık hizmet etmek istiyorum.” diyerek ayrılmış. O zamanlar araç falan yok, yaya olarak giderken karşısına bir köy çıkmış. Köye vardığında köylüler; “- Hoş geldin yabancı!” diye köy odası denen bir yerde bir yatak vermişler. Genç gece orda kaldıktan sonra ertesi gün köylülerle birlikte camiye gitmiş. Camide imam anlatıyormuş. Söylediklerinin çoğu yalan yanlış bilgilermiş.

Bizim genç medrese mezunu dayanamamış, hocaya müdahale etmiş; “- Hocaefendi senin anlattıkların böyle değil sen yalan yanlış şeyler söylüyorsun. Eyy cemaat bu hoca sahtekâr, yalancı!” demiş. Hoca bakmış köylünün gözünde itibar kaybedecek, “- Ey cemaat bu genç, aramıza nifak sokmak için gelmiş bunun katli vaciptir.” diye köylüyü gence karşı kışkırtmış bizim genç zor kurtulmuş köylülerin elinden.

Yaka paça yırtık perişan vaziyette hemen oradan hocalarına geri dönmüş. Medresede hocaları genci karşılarında o halde görünce; “- Niye geldin?” diye sormuşlar. Genç; “- İlmi siyaset dersi okumaya geldim.” demiş.

Neyse bizim genç ilmi siyaset dersini de okumuş medreseden ayrılmış. Tekrar aynı köye gitmiş tabii bu süre içinde tipini de değiştirmiş. Köyün girişinde karşılaştığı köylülere, çok ünlü hocalardan ilim tahsil ettiğini söylemiş. Köyün ileri gelenleri hürmetle karşılamışlar bu talebeyi ve köyün en güzel evinde misafir etmişler.

Ertesi gün köylülerle birlikte yine camiye gitmişler. Aynı hoca aynı şekilde yalan yanlış vaaz ediyormuş. Genç galeyana gelmiş rolünde ayağa fırlamış ve cemaate; “- Eyy cemaat demiş, bu hocanız var ya bu hocanız, böyle mübarek hoca zor bulunur ben diyorum ki, sizin hocanın sakalından bir kıl koparan cennete gider, saçından bir kıl kopartan cehennem azabı görmez.” demiş.

Bu hitap üzerine köylülerin tamamı hocadan bir kıl koparmak için hocaya saldırmışlar. Hoca köylülerin altında ezilmiş aradan da çocuğa söyleniyormuş.
“- Seni tanıdım, sen geçen sene buraya gelen kişisin, ama bu defa İLMİ SİYASET okumuşsun.”

8 Ocak 2015 Perşembe

MuSa aleyhiselamın bir kıssadan hissesi

Musa(a.s.) bir gün bir adamla muhabbet ederken adam Musa(a.s.)’a 
“Ey Musa! Merak ediyorum bu dünyanın en günahkar kulu kim?
 Rabbimize sorsan da bize bildirse” diye ricada bulundu.
 Musa(a.s.) Allah’a dua etti ve Allah(c.c) vahiyle: “Az sonra önünüzden bir çocuğun elinden tutan bir baba geçecek.
 İşte o kul bana en asi ve en günahkar kuldur” buyurdu. Ve az sonra gerçekten öyle birisi geçti.
 Ertesi gün aynı adam Musa(a.s)’a “Ey Musa! Çok merak ediyorum. Acaba Rabbimizin en sevdiği kul kim? 
Allah’a sorsan da bize gösterse” diye ricada bulundu. 
Ve Musa(a.s.) tekrar Allah’a dua etti ve Allah-u Teala: “Biraz sonra yanınızdan bir adam geçecek.
 İşte o adam bana en sevdiğim ve en günahsız kuldur” buyurdu. 
Ve Musa(a.s.) ile adam bir baktılar ki dün en günahkar olan adam geçiyor. 
Şaşkınlıkla Allah’tan bunun hikmetini sordular.
 Allah-u Teala cevaben şöyle vahyetti: “Dün o kul, çocuğuyla birlikte deniz kenarına gitti.
 Çocuğu babasına sordu: “Babacığım, bu denizden daha büyük ne var?” Adam cevap verdi:
 “okyanus var oğlum.” Çocuk tekrar sordu: “Baba okyanustan büyük ne var?” 
adam cevaben: “Dünya var oğlum… Dünyadan da daha büyük olan kainat var oğlum” dedi. 
Daha sonra çocuk devamla: “Kainattan daha büyük bir şey var mı baba” diye sordu. 
Adam: “Var oğlum, babanın günahları var” dedi.
 Sonra çocuk tekrar sordu: “Babacığım senin günahlarından daha büyük bir şey var mı?” diye. 
Adam cevap olarak: “Var oğlum… Allah’ın rahmeti benim günahlarımdan daha büyüktür” dedi 
ve o sırada bütün günahlarını bağışladım” diye vahyetti...