5 Ağustos 2014 Salı

Dünyanın Parasını verme Akıllı ol

Şimdi elinize bir su bardagı alın içine su doldurup hava kaldırın. Elimizde 1 saat  durunca kollarınız uyuşacak, 2 saat oldugunda hissetmeyeceksiniz kolunuzu, 1 gün oldugunda kolunuzda derman kalmayacak kurtulmanın yollarını arayacaksınız, belki yol bulamayacagızı düşünüp cıldıracaksınız
bunun en kolay yolunu biliyorsun zaten elinden bardagı bırakmak..
Peki birde bunu kafanızda tuttugunuz sıkıntılara, üzüntüleri düşünün 1 günde basınız agrır sonra hasta olursunuz. hiç dayanılmaz hal alır. Peki bardagı bırakmak aklımıza, ilk kolumuz agrıdıgında  gelmişti. neden düşünceleri sorunları,kinleri, ve sıkıntıları başımız agrıdıgında beynimizden çıkartman aklımıza gelmiyor.

Yeni bir başlangıc yapmaya ne dersiniz; Hiç bir sıkıntı üzüntü helede 'KİN' i  en fazla 5 saniye düşünmeyi ve aklımızdan cıkartmaya varmısınız...
 "Büyük düşün bu senin hayatın"

Sinirlenip beynini küçülteceğine, kin'i nefret'i kafanda yoracağına, Kafanı rahatlat sakin ol hepsi bu..
Adamlar bunları anlatıp dünyanın parasını alıyorlar.. onlarada psikolog diyorlar...
ordan bir sazan sesi geldi
-hocam ; ahiretin parasını alacak degiller ya; tabiki de dünyanın parasını alacaklar (=
Haklısın sen dünyanın parasını ver bak hem masajda yapıyorlarmıs, ha unutmadan birde yoga var onuda dene :)



3 Ağustos 2014 Pazar

Cemal Süreyya 'Y' harfini Muazzez Akkaya 'ya feda etti


Bizim 'Cemal Süreyya' ile Sezai karakoç sınıf arkadaşıdır. Okullarındada 'Muazzez  AKKAYA' adında sevimli şeker kız varmış. 'Cemal SÜREYYA' ve 'Sezai KARAKOÇ' ikiside derinden seviyorlarmış kızı. Sevgi dediysek; öyle böyle degil. Şimdiki  Meçnun'lar küpeli Leyla'lar kaşar cinsinden degil...
Neyse gel zaman git zaman ikisininde aynı kızı sevdiklerini fark etmişler. Aralarında tutmuş bir yarış şiirler yazıp gazeller döküyorlarmış.
Bunun böyle olmayacagına karar verip bir anlaşma yapmışlar.
Kızı kim kazanırsa ömrünce unutamayacağı hep hatırlanacak birşey yapmaya  karar vermişler.

Cemal Sürey(y)a kazanırsa ;Sezai Karakoç'un soyadı 'Karkoç' olacak..
Sezai Karakoç Kazanırsa ; CemaL Süreyya'nın soyadı 'Süreya' olacak.
Ve soy isimden anlaşıldıgı gibi  sezai karakoç kazanmıştır. Bunun üzerine  Cemal Süreyyanın Cemal süreya geciş dönemi böyle bitmiş. Peki sonra ne olmuş biliyormusunuz...

Bir idda ugruna kazanıldıgını zanneden muazzez akkaya  bunu gurur meselesi yapıp. Okulu bırakmış memleketi geyve'ye gitmiştir. 
Sezai Karakoç  öyle hayal kırıklıgı yaşamışki şiirlere dökmüş.
Muazzez akkaya ya  ithafen Mona Rosa'yı yazar.. Şair Karakoç,1950 yılında Mülkiye'de öğrenci iken yazmıştır bu şiiri..Ancak 2002 yılına kadar yayımlanmamıştır...
"Mona Roza" Türk edebiyatının en mahrem akrostiş şiiridir..Şiirin her kıtasının baş harfine bakar mısınız...

Şehir efanesi olabilir ama Mona Rosa'daki akrostiş bunu ispatlar nitelikt
e.



MONA ROSA  
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. 
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister. 
Ah senin yüzünden kana batacak. 
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar, 
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var. 
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek, 
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek. 
Anla Mona Rosa ben bir deliyim. 
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi, 
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi. 
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar 
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, 
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların 
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın, 
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. 
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana, 
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları, 
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı. 
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni 
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni. 
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. 
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza. 
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı, 
Dinle ve kabul et itirafımı. 
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı 
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak, 
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak 
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten 
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen, 
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. 
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister, 
Ah senin yüzünden kana batacak. 
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.  



Sezai KARAKOÇ

16 Mayıs 2014 Cuma

Değişim Sözkonusu


Her şeyden bir şekilde bir çıkar sağlamak isteyen, insanların ölümünden siyaset yapan, bunun için insanları destekleyen bazı yavşaklar aramızda dolaşıyor. Ne kadar cahilce bunlar konuştuğunda sadece susuyorum belki anlar diye, belki anlar konuşma yeteneğimden o an tiksindiğimi diye ama nerdeeee...
Bunlara kocaman bir "Siktir Git!" hediye ediyorum...

11 Nisan 2014 Cuma

Başarılı İnsanın Herkes Yanında Olur!


Dünyanın kuruluşundan, insanlığın yaradılışından beri bu böyledir, eğer insan bir başarıya sahip olmuşsa yanında bir çok arkadaşı, hiç görmediği akrabaları bir anda mantar gibi bitiverir. Başarının insana sağladığı belli başlı olaylar vardır, bunlardan biri de paradır, para okyanustaki kan kokusu gibi kilometrelerce uzaklıktaki köpek balıklarını çeker. İşte biz bunlara dost demiyoruz, bunlar dış kapı mandalları ve hep orada kalmalılar. Para ve prestij konusunda başarılı insan, hayatta da başarılıdır, adamın başarısız olma lüksü yoktur olsa bile yakıştırılmaz başarısızlık etiketi kendisine...

Peki ya başarısız olan bir insan nasıl algılanır? nasıl aşağılanır mı deseydim? çünkü bir insan hayatında en kötü anlardan birini yaşamak istiyorsa, bir derbeder, bir arabesk gençlik olmak istiyorsa gitsin her hangi bir konuda kendini başarısız kılsın. Siz daha iyi bilirsiniz sayın okurlarım, Öss`yi kazanamadığınız da "Baak Halanın oğluna" ya da "Yazıklar Olsun" sözlerini ve bakışlarını, bir şirketi olup onu kaybetmiş bir akrabanızın örnek gösterilmesi yeni bir girişim içerisindeki çocuğa nasıl kötü bir örnektir ve nasıl kötü bir ezmektir o akrabayı...

Bir işe girerken kimse yanında olmaz; "bak oğlum şu riskleri var, bak oğlum falanca bu işe girecekti girmedi, falanca bu işte battı, falancanın oğlu filanca neden bu işe girmiyor, demekki iyi bir iş değil vb." bu cümleler eminim hiç birinize yabancı gelmiyor.

Kaç defa başıma geldi destek olmasını istediğin insanların sana köstek olduğu; web sitesi açtım bunda 10 sene önce daha ilk yeni yeni başlamışız, hevesliyizde, saatlerce onun başından kalkmayıp, sanal bir oyuncağa aşık olmak belki de böyle bir şey olsa gerek... Bekliyorsun arkadaşlarından destek vermelerini ve onlara "bak ben site açtım, nasıl olmuş, girsene, üye olsana vb." şeyler söylüyorsun. Giriyorlar, üye oluyorlar, sonra sana gelip "Aaa süper olmuş, beni Admin yapsana" kıramıyorsun yapıyorsun, site bu arkadaştan önemli değil, yok desen kırılır, olmaz. Sonra o adam bir daha girmiyor, hiç bir zahmet harcamadan ortak olduğu siteye. Belki de bu yavşaklar soğuttu beni, o eski hevesimi kırdı. Pişman mıyım? Evet pişmanım keşke yapmasaydım, girmesinler çokta fifi.

Başarı, bir defa kovalanır ve yakalandığında artık senindir, sen kaçsan da artık o seni kovalar, üzerine yapışmıştır.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Validem, Oğlumu Verin Bana!


Bu ne acayip bir başlık oldu böyle farkındayım ama yapacak bir şey yok bu saatte aklıma bundan daha iyi bir şey gelmedi. Bildiğiniz üzere bu sıralar yine web siteleriyle uğraşmakta, ıvırını cıvırını kurcalamaktayım. Bu yüzden de buralara uğrayamaz oldum. Ama merak etmeyin anindayorum.com benim ilk yavrum gibi, kendimi rahat hissettiğim bir yer, içimdekileri tutarsızca akıttığım, bir o kadar da bokunu çıkardığım bir yer. (Şu on parmak yazı yazma olayına alıştığımdan beri tuşların yerini unuttum, tek parmağımla ilk defa bilgisayar kullanıyormuşçasına tuş arar oldum..)

Bir çok uğraş olunca insanın hayatında insan pek başarılı olamazmış, biz babadan böyle gördük. Moralim bozuldu yine müşteriler geldi sabah sabah uğraştık