17 Ocak 2015 Cumartesi

ilmi siyaset

Tepkiniz Nedir: 
“Çok eski zamanlarda ülkeye nam salmış bir medrese varmış. Bu medreseden mezun olmak çok zormuş. Bir genç burada öğrenciymiş okulu birincilikle bitirmiş. Hocaları demişler ki; “- Sen çok başarılı bir öğrencisin fakat bizim ilmi siyaset diye bir dersimiz daha var bu dersi de okumanda büyük yarar var. Ancak isteğine bağlı.”

Öğrenci ise; “- Ben okulu bitirdim artık hizmet etmek istiyorum.” diyerek ayrılmış. O zamanlar araç falan yok, yaya olarak giderken karşısına bir köy çıkmış. Köye vardığında köylüler; “- Hoş geldin yabancı!” diye köy odası denen bir yerde bir yatak vermişler. Genç gece orda kaldıktan sonra ertesi gün köylülerle birlikte camiye gitmiş. Camide imam anlatıyormuş. Söylediklerinin çoğu yalan yanlış bilgilermiş.

Bizim genç medrese mezunu dayanamamış, hocaya müdahale etmiş; “- Hocaefendi senin anlattıkların böyle değil sen yalan yanlış şeyler söylüyorsun. Eyy cemaat bu hoca sahtekâr, yalancı!” demiş. Hoca bakmış köylünün gözünde itibar kaybedecek, “- Ey cemaat bu genç, aramıza nifak sokmak için gelmiş bunun katli vaciptir.” diye köylüyü gence karşı kışkırtmış bizim genç zor kurtulmuş köylülerin elinden.

Yaka paça yırtık perişan vaziyette hemen oradan hocalarına geri dönmüş. Medresede hocaları genci karşılarında o halde görünce; “- Niye geldin?” diye sormuşlar. Genç; “- İlmi siyaset dersi okumaya geldim.” demiş.

Neyse bizim genç ilmi siyaset dersini de okumuş medreseden ayrılmış. Tekrar aynı köye gitmiş tabii bu süre içinde tipini de değiştirmiş. Köyün girişinde karşılaştığı köylülere, çok ünlü hocalardan ilim tahsil ettiğini söylemiş. Köyün ileri gelenleri hürmetle karşılamışlar bu talebeyi ve köyün en güzel evinde misafir etmişler.

Ertesi gün köylülerle birlikte yine camiye gitmişler. Aynı hoca aynı şekilde yalan yanlış vaaz ediyormuş. Genç galeyana gelmiş rolünde ayağa fırlamış ve cemaate; “- Eyy cemaat demiş, bu hocanız var ya bu hocanız, böyle mübarek hoca zor bulunur ben diyorum ki, sizin hocanın sakalından bir kıl koparan cennete gider, saçından bir kıl kopartan cehennem azabı görmez.” demiş.

Bu hitap üzerine köylülerin tamamı hocadan bir kıl koparmak için hocaya saldırmışlar. Hoca köylülerin altında ezilmiş aradan da çocuğa söyleniyormuş.
“- Seni tanıdım, sen geçen sene buraya gelen kişisin, ama bu defa İLMİ SİYASET okumuşsun.”

8 Ocak 2015 Perşembe

MuSa aleyhiselamın bir kıssadan hissesi

Tepkiniz Nedir: 
Musa(a.s.) bir gün bir adamla muhabbet ederken adam Musa(a.s.)’a 
“Ey Musa! Merak ediyorum bu dünyanın en günahkar kulu kim?
 Rabbimize sorsan da bize bildirse” diye ricada bulundu.
 Musa(a.s.) Allah’a dua etti ve Allah(c.c) vahiyle: “Az sonra önünüzden bir çocuğun elinden tutan bir baba geçecek.
 İşte o kul bana en asi ve en günahkar kuldur” buyurdu. Ve az sonra gerçekten öyle birisi geçti.
 Ertesi gün aynı adam Musa(a.s)’a “Ey Musa! Çok merak ediyorum. Acaba Rabbimizin en sevdiği kul kim? 
Allah’a sorsan da bize gösterse” diye ricada bulundu. 
Ve Musa(a.s.) tekrar Allah’a dua etti ve Allah-u Teala: “Biraz sonra yanınızdan bir adam geçecek.
 İşte o adam bana en sevdiğim ve en günahsız kuldur” buyurdu. 
Ve Musa(a.s.) ile adam bir baktılar ki dün en günahkar olan adam geçiyor. 
Şaşkınlıkla Allah’tan bunun hikmetini sordular.
 Allah-u Teala cevaben şöyle vahyetti: “Dün o kul, çocuğuyla birlikte deniz kenarına gitti.
 Çocuğu babasına sordu: “Babacığım, bu denizden daha büyük ne var?” Adam cevap verdi:
 “okyanus var oğlum.” Çocuk tekrar sordu: “Baba okyanustan büyük ne var?” 
adam cevaben: “Dünya var oğlum… Dünyadan da daha büyük olan kainat var oğlum” dedi. 
Daha sonra çocuk devamla: “Kainattan daha büyük bir şey var mı baba” diye sordu. 
Adam: “Var oğlum, babanın günahları var” dedi.
 Sonra çocuk tekrar sordu: “Babacığım senin günahlarından daha büyük bir şey var mı?” diye. 
Adam cevap olarak: “Var oğlum… Allah’ın rahmeti benim günahlarımdan daha büyüktür” dedi 
ve o sırada bütün günahlarını bağışladım” diye vahyetti...

16 Aralık 2014 Salı

hocaya soru

Tepkiniz Nedir: 
"Hocam Bir Soru Sorcam Vaktin Var mı ?Hoca:-Var Kızım Sor Kadın: - Diyorlarki Yunanistan Taraflarında Bir Kadın Evliya Çıkmış , Tam Kızını Kesicekken Şeytan Bir Keçi Getirmiş Dogru Mu ?Hoca:Evladım Ben Bunun Neresini Düzeltiyim… Yunanistan Değil Arabistan , Kadın Evliya Değil İbrahim Peygamber,Kızı Değil Oğlu,Şeytan Değil Melek,Keçi Değil Koç …

5 Ağustos 2014 Salı

Dünyanın Parasını verme Akıllı ol

Tepkiniz Nedir: 
Şimdi elinize bir su bardagı alın içine su doldurup hava kaldırın. Elimizde 1 saat  durunca kollarınız uyuşacak, 2 saat oldugunda hissetmeyeceksiniz kolunuzu, 1 gün oldugunda kolunuzda derman kalmayacak kurtulmanın yollarını arayacaksınız, belki yol bulamayacagızı düşünüp cıldıracaksınız
bunun en kolay yolunu biliyorsun zaten elinden bardagı bırakmak..
Peki birde bunu kafanızda tuttugunuz sıkıntılara, üzüntüleri düşünün 1 günde basınız agrır sonra hasta olursunuz. hiç dayanılmaz hal alır. Peki bardagı bırakmak aklımıza, ilk kolumuz agrıdıgında  gelmişti. neden düşünceleri sorunları,kinleri, ve sıkıntıları başımız agrıdıgında beynimizden çıkartman aklımıza gelmiyor.

Yeni bir başlangıc yapmaya ne dersiniz; Hiç bir sıkıntı üzüntü helede 'KİN' i  en fazla 5 saniye düşünmeyi ve aklımızdan cıkartmaya varmısınız...
 "Büyük düşün bu senin hayatın"

Sinirlenip beynini küçülteceğine, kin'i nefret'i kafanda yoracağına, Kafanı rahatlat sakin ol hepsi bu..
Adamlar bunları anlatıp dünyanın parasını alıyorlar.. onlarada psikolog diyorlar...
ordan bir sazan sesi geldi
-hocam ; ahiretin parasını alacak degiller ya; tabiki de dünyanın parasını alacaklar (=
Haklısın sen dünyanın parasını ver bak hem masajda yapıyorlarmıs, ha unutmadan birde yoga var onuda dene :)



3 Ağustos 2014 Pazar

Cemal Süreyya 'Y' harfini Muazzez Akkaya 'ya feda etti

Tepkiniz Nedir: 

Bizim 'Cemal Süreyya' ile Sezai karakoç sınıf arkadaşıdır. Okullarındada 'Muazzez  AKKAYA' adında sevimli şeker kız varmış. 'Cemal SÜREYYA' ve 'Sezai KARAKOÇ' ikiside derinden seviyorlarmış kızı. Sevgi dediysek; öyle böyle degil. Şimdiki  Meçnun'lar küpeli Leyla'lar kaşar cinsinden degil...
Neyse gel zaman git zaman ikisininde aynı kızı sevdiklerini fark etmişler. Aralarında tutmuş bir yarış şiirler yazıp gazeller döküyorlarmış.
Bunun böyle olmayacagına karar verip bir anlaşma yapmışlar.
Kızı kim kazanırsa ömrünce unutamayacağı hep hatırlanacak birşey yapmaya  karar vermişler.

Cemal Sürey(y)a kazanırsa ;Sezai Karakoç'un soyadı 'Karkoç' olacak..
Sezai Karakoç Kazanırsa ; CemaL Süreyya'nın soyadı 'Süreya' olacak.
Ve soy isimden anlaşıldıgı gibi  sezai karakoç kazanmıştır. Bunun üzerine  Cemal Süreyyanın Cemal süreya geciş dönemi böyle bitmiş. Peki sonra ne olmuş biliyormusunuz...

Bir idda ugruna kazanıldıgını zanneden muazzez akkaya  bunu gurur meselesi yapıp. Okulu bırakmış memleketi geyve'ye gitmiştir. 
Sezai Karakoç  öyle hayal kırıklıgı yaşamışki şiirlere dökmüş.
Muazzez akkaya ya  ithafen Mona Rosa'yı yazar.. Şair Karakoç,1950 yılında Mülkiye'de öğrenci iken yazmıştır bu şiiri..Ancak 2002 yılına kadar yayımlanmamıştır...
"Mona Roza" Türk edebiyatının en mahrem akrostiş şiiridir..Şiirin her kıtasının baş harfine bakar mısınız...

Şehir efanesi olabilir ama Mona Rosa'daki akrostiş bunu ispatlar nitelikt
e.



MONA ROSA  
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. 
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister. 
Ah senin yüzünden kana batacak. 
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar, 
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var. 
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek, 
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek. 
Anla Mona Rosa ben bir deliyim. 
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi, 
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi. 
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar 
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar, 
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların 
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın, 
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona. 
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana, 
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları, 
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı. 
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni 
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni. 
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa. 
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza. 
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı, 
Dinle ve kabul et itirafımı. 
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı 
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak, 
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak 
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten 
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen, 
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. 
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister, 
Ah senin yüzünden kana batacak. 
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.  



Sezai KARAKOÇ