30 Ocak 2017 Pazartesi

Firtina çiktiğinda uyuyabilirim

Bir çiftçi, “fırtınası bol” olan bir tepede bir “çiftlik” satın almıştı… Çiftliğe yerleştikten sonra, ilk işi bir “yardımcı” aramak oldu. Ama; ne yakınındaki köylerden, ne de uzaktakilerden hiç kimse onunla çalışmak istemiyordu. Çalışmak için müracaat edenlerin çoğu da,
“çiftliğin yeri”ni görünce, çalışmaktan vazgeçiyor; “Burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur” diyorlardı.
Nihayet; çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam, işi kabul etti.
Çiftlik sahibi; adamın haline bakıp “Çiftlik işlerinden anlar mısın?” diye sormadan edemedi.
“Sayılır” dedi adam;
Ki
“Fırtına çıktığında uyuyabilirim!”
Çiftlik sahibi, bu “ilgisiz sözü” biraz düşündü, sonra boşverip, adamı işe aldı.
Zaten, başka çaresi de yoktu.
Haftalar geçtikçe, adamın “çiftlik işlerini düzenli yürüttüğünü” görünce, içi rahatladı.
İşler, tıkır tıkır yürüyordu…
Ta ki;
O “fırtına”ya kadar!..
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş “uğultu”suyla uyandı…
Öyle ki;
Bina çatırdıyordu!..
Yatağından fırladı!..
Yardımcısının odasına koştu;
“Kalk!.. Kalk!.. Fırtına çıktı… Bu fırtına her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım!”
Adam, yatağından bile doğrulmadan, mırıldandı: “Boşverin efendim; gidin yatın!.. Ben size fırtına çıktığında uyuyabileceğimi söylemiştim ya!..”
Çiftçi, adamın bu rahat, bu umursamaz tavrı karşısında çılgına dönmüştü…
O öfkeyle, kararını verdi… Ertesi sabah, ilk işi; bu adamı işten kovmak olacaktı.
Ama, şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu… Ki, hasarı ucuz atlatsın!..
Dışarı çıktı,
“Saman balyaları”na koştu…
Aaa, o da ne?..
Saman balyaları birleştirilmiş, sıkıca bağlanmış ve üzerleri de muşamba ile örtülmüştü!..
Ahıra koştu…
İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı da sıkıca kapatılmıştı…
Tekrar evine yöneldi… Baktı ki, evin “kepenk”lerinin tamamı kapatılmış…
Çiftçi, hayli rahatlamış bir halde odasına döndü ve yatağına yattı.
Fırtına, uğuldamaya devam ediyordu.
Gülümsedi ve gözlerini kapatırken şöyle mırıldandı;
“Fırtına çıktığında uyuyabilirim!”
……
“Sıkıntılara; zihnen (bilgi, plân), manen (dua) ve maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz.
Hem de, hayatınız boyunca.”
Kaynak : Fırtına Çıktığında Uyuyabilmek / Yaşar DEĞİRMENCİ / Bedir Yayınevi

13 Ocak 2017 Cuma

ANA gibi yar



Bugun tam tamina 3 yil oldu, ve hergün boynuna sarilarak gozlerim yasli uyaniyorum, elimden sadece dua etmek geliyor, her vakitte, her namazda
Hergun diyorum keske hasta yataginda olsan varligin yetiyordu evimiz huzurluydu gonlumuz huzurluydu
Ama biliyorum rabbim sevdiklerine sikinti verir. Biz gunahkar kullarada kayitsiz sartsiz itead etmek gerek
Ama en kötüsü de herkes senin acini anliyor gibi ama benim acimi sadece annesini kayip edenler anlar...
Uzun lafin kisasi
Annemiz; varligi içimizi isitan, yokluğu burnumuzu sizlatan kadin. Anne şefkattir, anne emektir, anne DUAdir..:



 

12 Ocak 2017 Perşembe

Her kula helal musluman olana haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü   olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:
“Her kula helal, Müslüman’a haram!..”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…
Gitmişler kadıya şikayete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama. Adam:
– “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış:
– “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
– “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam:
– “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
– “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helal, Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur:
– “Delilim vardır, lakin ispat ister.”
– “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
– “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”
– “Eeee?!..”-
“Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
– “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler
– “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan:
– “Bitti mi?..” demiş adama.
– “Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
– “Şimdi nedir isteğin?..”
– “Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, alimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve . Bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelam etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok!. Halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan hoca alim için:
– “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
– “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!..”
– “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
– “Sorma, sorma…”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
– “Eee, ne olacak şimdi?.. Adam:
– “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helallik almak lazımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
– “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helal edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
– “Hava bile haram, hava bile!..” demiş..”’

24 Aralık 2015 Perşembe

Nörüyonuz Gobeller

Valla şimdi iş arkadaşlarımdan Hanife Hanım bu napıyor la diye bakıyor bana, bende bu nadide dizeleri sizlere yazıyorum.Saygıdeğer otelimize yeni bir bilgisayar aldık, dehşet bişi lannn.
Şiddetle tavsiye ederim siz tüketici toplumuna.
Günler kış sakinliğinde devam ederken siyasi olaylarda bir değişiklik yok, haberler yine iç karartıcı her zamanki gibi.

Yalnız gündemde aynen modada olduğu gibi Jet Fadıl retro yapmış. Yine yüzlerce kişiyi tokatlamış, ağzına sağlık! Bu adamın yanında çırak olarak çalışmak isterim beni de yetiştirsin nasıl yapıyor bunca şeyi yeniden ve yeniden... Jet abimizin yanında Cübbeli`nin görüntülerinide gördüm şaşırdım desem yalan olur, Cübbeli abimizde zamanında bir haberde Rolls Royce ile görüntülenince ulan var bu işin altında bir şey diyordum, işte kanıtı!

Kendilerini tekrar tekrar tebrik ediyorum. Dolandıranları değilde dolandırılanları suçluyorum. Adamların mesleği dolandırıcılık başka bir iş gelmiyorki ellerinden ne yapsınlar, ama sen işçi, memur, siyasetçi vs. vatandaşım, sana ne oluyor da kendine rol çalmaya çalışıyorsun oyunda. İşte bilmediğin oyunlara girersen Fadıl abim öper...

Hadi bakalım şimdilik gündemin en eğlenceli haberininde sonuna geldik, kalın sağlıcakla, öpüldünüz.

18 Aralık 2015 Cuma

Dün Arkadaşlarla Sohbet Ederken


Dün iş arkadaşlarımla sohbet ederken, biri dedi babam günlük tutar her gün diye hadi canım dedim. Anlayamadım kocaman bir adam günlük tutar mı? Sanki bana günlük hep çocuk, genç işi gibi geldiğini o an farkettim. Halbuki hiç alakası yoktu... 15 Senedir tutuyormuş, Her yıl bir ajanda, koltuğun altı günlükleriyle dolu dedi. Bir gün bizden önce ölürse bize miras kalacak dedi. Duygulandım, güzel hissettim. Öldüğümde bir şeyler bırakıp hatırlanmak isterim bende diye düşündüm. Bende bir günlük tutsam mı diye düşündüm, sonra dedimki kendi kendime tembellik yapıp yazmazsın en azından kendini sıkıntıya sokma dedim.

Bugün aklıma geldi aslında benim bir günlüğüm olduğu, sanal olsa da zamanında yazdığım bazı yazılara bakıp "aa ben mi yazmışım bunu" dediğim. Harbiden daha önceki yazdığım yazılardan bazılarındaki düşüncelerimle şimdikiler çok farklı, değişmediğimi düşünüyordum bende her insan gibi ama değişiyormuşuz demekki.

Günlük tutmak senin ne kadar değiştiğinin kendini ne kadar geliştirdiğinin, hayatınında evrelerini gözler önüne seriyor olsa gerek.

Aylar sonra bir yazı daha ekleyerek neyi amaçladım bilmiyorum... Galiba anindayorum.com benim için günlükten çok yıllığa dönmüş.

Hele bu hihwebci, nerde lan o? Onun için bu blog yüzyıllığa mı dönüşmüş?...