Büyük adamlar vesselam :)
30 Mayıs 2013 Perşembe
yol kapatma teknigi
| Tepkiniz Nedir: |
Büyük adamlar vesselam :)
25 Mayıs 2013 Cumartesi
Teknoloji Nereye Biz Oraya
| Tepkiniz Nedir: |
teknoloji nerelere kadar geldi boyle, daha nerelere de gidecek belli degil. hani diyorya cem abim, cebimizde uzaya gidecek teknoloji var diye, iste aynen oyle. peki biz uzaya gidebiliyor muyuz hayir, cunku cem abiminde cumle devaminda dedigi gibi nerdesin askim, burdayim askim... hadi uzaya gitmeyi gectim, google earth ten dunyayi bile merak etmiyoruz. bunlarin sebebi hala dogal yasamaya calismamiz diye dusunuyorum, biraz daha acarsak sey dogrultusunda degilde beyin dogrultusunda hareket etmeliyiz. aldigimiz o en baba telefonu tum ozellikleriyle kullanmaliyiz, bir 3310 gibi kullanacaksak niye degistirdik telefonumuzu. teknoloji diye girdik olaya telefonda kaldik, bilgi caginda bilgisizlikten olecegiz be... teknolojiyi takip etme yolumuz yanlis, berkcanin iphone almasiyla teknolojiyi gorursek, ancak onun kadar kullaniriz onu. teknolojiyi ihtiyaclarimiz dogrultusunda, dogru kaynaklardan ogrenip elde etmeliyiz. internet diye uluslararasi bir ag var, dunya icinde uzay bu internet dedigimiz olay. peki bu internetten sosyallesmek disinda bir fayda sagliyor muyuz... arayipta bulamayacagimiz tek sey kendimiziz, ugrassak onu da buluruz ama... bir de cok paylasimci olduk, sokakta ekmegimizi paylasmadigimiz kisilerle neler paylasir olduk. teknolojinin hic bir olumsuz yonu yok, ona olumsuzlugu yukleyen olumsuz davranislarimiz. teknoloji, bilgisayar dendiginde aklimiza word excel gelmesin, bilgisayar kurslari bize bilgisayar ogretsin word degil. sertifika almak icin gitmeyelim kurslara da... teknoloji iyi bir sey yani. bu teknolojik yaziyi telefondan yazacagim bu internet alemine girdigim ilk gun gelmezdi, gelmedide. imla kurallarindaki hatalarin sebebi de bu yuzden, ama merak etmeyin bir iki yazilim arastirmasiyla cozulecek is.
15 Nisan 2013 Pazartesi
BANA MİLYORLAR LAZIM
| Tepkiniz Nedir: |
Zengin olsam n'aparım diye her düşündüğümde bir ağaç diksek var ya, o biçim oksijen kafasıyla pamuk gibi olurduk ha. Gerçi azıcık içimde şeytanlık, azıcık Darth Vader’lık, biraz Daffy Duck’lık olsa bilim adamlarına oksijen makinesi yaptırırdım. Onu icat eder, işleme sokar sonra da ‘Bak ağaçları kesiyoruz ama buna yatırım yapıyoruz. Hep insanlar için! Hem bizim ki daha bir oksijen. Ağacınki neymiş, bizimki mega, über oksijen’ diye reklamını da yapardım. Of allahım çok param olurdu o zaman. Tam bir göt olsaydım keşke. Bak illüminat yine yoksun! Güçlerimizi birleştirsek neler olacak yoksun. Şş buraya bak, papayı meslekten soğutmuşunuz, ne ayak? Noluyo olum? Hep sizden ötürü, yalan mı? Gene neyi paylaşamadınız kim bilir. Neyse Hıristiyan cemaatine saygılar, kısmet diyelim, burda ne yazıyorsa o hıristi, sen sıkma canını.
Zengin olsam diyordum, geçen rüyasını da gördüm;
Aşmış param var. Güneşli bir yaz günü, şatoma yerleşiyorum.
Kapıda nakliyecilere çay götürmüşüm, ‘abla sağ olasın, para var ama insanlık bitmemiş’ diyorlar. ‘Olur mu ustam rahat rahat yapın işinizi, isterseniz bitince arka tarafta rolır kostır var, bi tur binin serinleyin’ diyorum ‘yok abla beni tutar’ diyor usta başı, diğerleri de yanaşmıyor. Birinin gözünde görüyorum ama, canı çekmiş. Sokrates heykelini taşırlarken yanaşıp ‘Sen gel istersen, bindiriyim rolır’a, lan nolacak bi tur bin, açılışı yap’ diyorum. Hevesleniyor hemen allahsız, kıpır kıpır oluyor ama ‘usta kızar’ diyor. ‘sikerim ustanı, gel lan işte’ diyorum, sinirleniyorum. ‘Heykeli bırakınca benle gezegenli bahçede buluş, Satürn’ün orda bekliyorum, bak halkalı olan ha’ diyorum.
Kafa sallıyor, arkada buluşuyoruz. ‘Satürn’ü de biliyosun lan pezevenk, gel’ diyorum, kıkırdıyor. Satürn bahçede gezme arabasıymış, rolır kostır’a sürüyorum.
Bindiriyorum alete, takıyorum kemerini. Bunda bir heyecan, kıpraş kıpraş.
Bi başlatıyorum canavarı, allaaah. Bu bir iniyor, bir çıkıyor aletlen, bir görünüyor bir kayboluyor, böyle uzaya gönderilmiş şempanze gibi başı götü dağıtırken arkadan bi ses, ‘SAMEĞT, lan Samet!’ ustabaşı gelmiş. ‘napıyon lan davar! İn aşağ’ diyor, fırlatıyor ayakkabısını. ‘Abi yok diyorum ben bindirdim, canı çekmiş çocuğun al ayakkabını allasen, böyle zarar veremezsin alete’ diyorum. ‘Gelin siz de binin ne var, yalvarttınız mınakoin’ diyorum. Utanıyorlar.
Bakışlarımla bindiriyorum hepsini. O biçim kafa yaşatıyorum bunlara. İnince hepsi teşekkür ediyor. ‘vehe nebçim aletmiş abla, sen buna her gün nası bincen, bu neymiş, sen buna bilet kes’ diyorlar. ‘Tamam bir soluklanın’ diyorum, Satürn’e biniyoruz, anahtarı takıyorum marş basmıyor, ‘abiler, bir el atın hele’ diyorum. Eve kadar itiyorlar gezegeni. İş bitince kapıdan uğurluyorum ekibi, ‘bak tamsınız dimi, eksikleri kontrol edin, içerde gizli bölme var, ortalık tuzak dolu, bilmeyene zindan olur bu ev…’ derken uyandım. Eksik var mıydı yok muydu bilmiyoruz. Varsa da Samet’tir diye düşündüm, hoşuma gitti. Meraklı insan severim.
Tabi yapacaklarım bununla sınırlı değil, esas planım bambaşka, şatodan önce başlayacak bu master plan. Kendime bir bilim ekibi kurmayı düşünüyorum.
5 tane meraklı bilimci.
Biri mühendis, biri uzaydan anlayacak hayvan gibi de fizik kasıcak, diğeri kimya biyoloji bilecek, öbürü mistik olayların aşığı. Bir tane de organizasyon bilen araştırmacı ruh koyucam. O da bakmak görmek istediğim yerlere, acayipli şeylere falan gerekli telefonları açsın araştırmasını yapsın beni organize ederken bir yandan diğerlerinin aklına akıl, hevesine heves katsın.
Bu ekibe bir ev tutup, her gün tavuk pilavla besliycem koçlarımı.
Sonra da sorularla, teorilerle gelicem adamlara.
· Dünyayı delme teorim mesela, eğer bir yerden kazmaya başlasak ve nesillerce kazsak kazsak, dünyanın ortasında bir delik açabiliyor muyuz? Magmanın etrafından dönsek mesela, olur bence. O delikte yerçekimi falan nasıl? Deliğe atlayınca noluyor?
· Veya beynin %5 i kullanılıyorsa niye %100’ü evrilmiş, hani ihtiyaca göre eviriliyorduk?
· Ya da 5 duyudan başka algılar da kanıtlansın. Belki karşımızdakinin korktuğunu anlayabilme algımız var veya yeni seviştiğini veya 5 gün önce balık yediğini? Ya da o algılarımız belki zamanı hissediyor gerçekten, ya da hayvanların düşüncelerini ya da hesaplayabiliyor dünyada kaç kişinin o anda uykuda olduğunu, ya da rüzgârın yüzüne saatte kaç hızla çarptığını falan mesela. Belki tüm bunlar beynimizde birikiyor ama kullanmayı bilmediğimiz %95’te duruyor. O 95 ne kafalar yaşıyor haberimiz yok. Bu ne randımansızlık arkadaşım.
Yapabilenlerin listesini de istiyorum. Tibet, Hindistan, Antartika, gerekirse beraber yaşarım. İki cümle hayat dersi için 3 gün kuyuda beklemeye razıyım.
· Bir takım icatlarım da var. Misal göbek sayma makinesi. Belimize takalım, açalım Mezdekeyi, saysın kaç göbek attık. Düğün salonlarına, kınalara satalım bunu. Yarışmalar yapalım, ‘ya el yelil’ şarkısıyla en fazla göbek atana bir çeyrek falan verilsin. Hiç olmadı Süheyl Uygur alır, bak söylüyorum.
· Ya da ekmek elleme makinesi olabilir. Böyle ekmeği sıkıcak el gibi, söyliycek ‘bayatlamış, taze çıkmış, 3 günlük ama yenir’ falan. Bakkal market alsın bunu. Hijyenik ekmeğin dibi! Aynısının karpuz versiyonu da olur, kütürtüye sensörlü.
· Bir de bence, şu kurban olduğum evrende her şeyle her şey sinsi bir ilişki içinde. Misal bir kâğıt 8’den fazla katlanamıyor, bunun kara deliklerle ilişkisini altın oran üzerinden açıklayın bana. Bak söylüyorum, o ilişkilere kasarken kainata dair acayip ipuçları çıkacak, şu lafımı dinleseniz belki hayvan gibi gelişicez işte.
· Ayrıca Atlantis, Mu kıtası ve Agarta uygarlığı hakkında da net bir araştırma başlatıyorum. Bana tane tane anlatın şunu. İnsanlığın altın çağı olum şaka mı? Bir koldan ben de Sümerce öğreneyim, Mayaca-Türkçe sözlük falan, bunlar gerekli hep.
· Veya uzaylılar gelecekten gelen insanlar olabilir mi? Belki uzaylıya evrildik.
· Ya da hastalıkların hepsi psikolojik mi gerçekten? Belki de Hipokrat yemini ‘bunu kimseye söylemiyceğime…’ diye mi yürüyor. Tıp mı yalan, noluyor?
· Hepsini geç, belki ben bu dünyayı kendim kurdum, aslında ayı gibi % 100 kullanıyorum ama zihnimdeki doktorlara %5 dedirtmişim, hain planlarım var belki.
· Hayır, belki dünya olarak bir gezegenin reality show mekânıyız, bizi yapmış oradan izliyorlar, onların da eğlencesi biziz belki. ‘Biri bizi gözetliyor’un organik versiyonu işte, ne farkı var?
· Ya da en sevdiklerimden biri, ya dünyada belli bir zekâ varsa da onu paylaşıyorsak nolacak? Belki sen zekileştikçe birileri aptallaşıyor, ying yang’ın allahı zihinlerimizde belki.
· Ve illüminati! Reptilyan’ın evladı! Senle işim bitemez benim. Peşindeyim illü. Tüm delilleri, tüm gizli şifreleri ve kanıtları toplayarak bir şekilde o maskeli toplantılarınıza katılmalıyım artık. Planımın göbeğinde sen varsın.
Bu ve bunun gibi daha niceleri beynimi içerden dürtüyor.
O yüzden ya ben zengin olucam, ya da aranızda toplayın üç beş, şu projemi destekleyin. Bak bir şeyler çıkarsa istersek dünyayla da paylaşmayız, aramızda gelişiriz. Dayımıza yiğenimize yarasın, ne güzel işte.
Buradan evrene, kutsal ağaç köklerine, ay’a ve kara deliklere, kuantum kapılarına sesleniyorum. Budha’ya ve Ganesh tanrısına selam durup, meditasyon guruları ve Tibetli rahiplere yakarıyorum. Bana paralar içinde yüzmek verin. Böyle ama musluklardan aksın istiyorum, ihya et beni. Öyle bir bereket yağdır üzerime ki her şeye bulaşsın. Aldığım her cipsten taso bulayım, kemeri bi çekişte çıkarayım, bağcıklarım çözülmesin ve göz kalemi akmasın. Cebimden beş lira çıksın ve de cipsin dibi bana kalsın.
Hiç olmadı güzel para basmalı makinem olup hiç yakalanmasam da olur bence.
Niye ki?
İlle yakalanıcam mı?
Kesin mi?
Bi kıyak yapılır, niye ki?
Hani kardeştik kuanti.
15 Mart 2013 Cuma
Günaydın Zat-ı Şahaneler!
| Tepkiniz Nedir: |
Günaydın sayın takipçilerim ve takip etmeye çalışanlar. Bugün nasılsınız? Güne enerjik uyanma konusuna değinmek istiyorum biraz, müsaadenizle..
Bir zorunluluğumuz varsa sabahın erken bir saatiyse de kalkıyoruz ancak sabah bir işimiz yoksa öğleye kadar eşek gibi yatıyoruz, aslında benim en çok sevdiğim saat sabah 8 ile 9 arasıdır, çünkü o saatte güneş çok tatlıdır, gökyüzü ve yer yüzü gerçek rengindedir, havadaki oksijen miktarı tavan yapmıştır, işte o an dışarı çıkıp 100-200 metre yürümek...
Bir de ilk uyandığımızda çok enerjik oluruz ancak çok erken olduğu için yataktan kalkmak istemeyip tekrar bir uykuya dalarız, bu sayı ne kadar artarsa yani uyanıp uyuma sayısı insan o kadar hantallaşıyor ve sanki 3 yıldır uyumuyormuş, uyumuş ve uyanmış hissine kapılır kalktığında. İlk uyandığımız o saatte kalkıp üretsek, bir şeyler üretsek, insanlığa faydalı olabilsek, en önemlisi de kendimize faydalı olabilsek ama yok işte tembeliz...
Yorganı tek bacakla kaldırıp verdiğimiz o doğal gaz salınımları bizi uykuya bağlayan, rahatlatan, tembelliğe devam etmemizi sağlayan bir olgudur. Onu biriktirmenin bir yolunu bulsak evde doğal gaza para vermeyeceğiz ama bizim seçtiğimiz yolda çalışmak yok tembellik var!
Haydi kalın sağlıcakla dostlarım,
Hayırlı Cumalar!
Bir zorunluluğumuz varsa sabahın erken bir saatiyse de kalkıyoruz ancak sabah bir işimiz yoksa öğleye kadar eşek gibi yatıyoruz, aslında benim en çok sevdiğim saat sabah 8 ile 9 arasıdır, çünkü o saatte güneş çok tatlıdır, gökyüzü ve yer yüzü gerçek rengindedir, havadaki oksijen miktarı tavan yapmıştır, işte o an dışarı çıkıp 100-200 metre yürümek...
Bir de ilk uyandığımızda çok enerjik oluruz ancak çok erken olduğu için yataktan kalkmak istemeyip tekrar bir uykuya dalarız, bu sayı ne kadar artarsa yani uyanıp uyuma sayısı insan o kadar hantallaşıyor ve sanki 3 yıldır uyumuyormuş, uyumuş ve uyanmış hissine kapılır kalktığında. İlk uyandığımız o saatte kalkıp üretsek, bir şeyler üretsek, insanlığa faydalı olabilsek, en önemlisi de kendimize faydalı olabilsek ama yok işte tembeliz...
Yorganı tek bacakla kaldırıp verdiğimiz o doğal gaz salınımları bizi uykuya bağlayan, rahatlatan, tembelliğe devam etmemizi sağlayan bir olgudur. Onu biriktirmenin bir yolunu bulsak evde doğal gaza para vermeyeceğiz ama bizim seçtiğimiz yolda çalışmak yok tembellik var!
Haydi kalın sağlıcakla dostlarım,
Hayırlı Cumalar!
14 Mart 2013 Perşembe
Bir İnsanın İşine Bu Kadar Karışılmaz!
| Tepkiniz Nedir: |
O kadar otelde çalıştım böyle bir yer görmedim, kesinlikle türünün tek örneği. Ben resepsiyonda çalışıyorum yani otel olayının beyninde, ancak bizim bu beyin olayı aynı bir fıkra varya, vücuttaki bazı organlar müdür seçmek için toplanmışta göt müdür olmuş aynı ona benziyor. Mutfak diyor yemek yapmam, servis diyor servis açmam, böyle bozuk bir sistemde de en akıllısı beyin olduğu için geri çekiliyor illaki.
Herkes anlıyor anasını sattığımın işinden, madem bu kadar anlıyorsunuz aşağıda götün yerinde ne arıyorsunuz, yukarılara çıkın, beynin yerini alın. E o zaman da götleri yemiyor saygı değer göt arkadaşlarımızın. Hepsinden bahsetmiyorum tabiki de bir ibne den, genelde de öyle olur zaten bir ibne çıkıp ortalığı karıştırır, sanane sen kendi işine bak, canın sıkılıyorsa da götünü parmakla, olmadı parmak değiştir.
Bu kadar karışılırsa bir işe insan haliyle hata yapar, ancak ben en kısa yolunu buldum olayın, müşteriye direk yok dediğimde bu ibne rahatlıyor, yoksa sıçamaz bütün vücudu boka boğar. Onunda kendine göre haklı tarafları var bir insanı 16-17 saat çalıştırırsan adam kafayı yer. İşverende de alanda da ibnelik var yani.
Burası Türkiye, bu gibi olaylar normal şeyler, anormal olansa beni bulması :P ;)
Etiketler:
karikatur,
name,
sonra hepsi uşaaa
10 Mart 2013 Pazar
Çocuk idiottur.
| Tepkiniz Nedir: |
· Sabah 6. Zank diye uyan.
· Soğuk salona git.
· Kumandayı koltuğun içinde ay çekirdekleri arasında bul, ay çekirdeğini ye.
· Kumandaya bas. Işığı yansın ama çalışmasın.
· Basa basa televizyonun yanına kadar git. Ucunu televizyonun ışığına daya
· Aerobik izle (Çünkü renkli çoraplar çok ilginç.), sen de dâhil olmak iste, evde renkli çorap bulama, programı kaçır.
· Çizgi film izle. Kitlen.
· Evdekiler uyanınca kahvaltıya otur.
· Yumurtayı soyama, cebelleş. (Ama yumurta kabı o masadaki en ilginçli şey, arada onu kes.)
· Peyniri sürmeye çalışırken ekmek delinsin. Çok sinir ol.
· Reçelle cebelleş. Zeytin çekirdeğiyle, bıçakla, masanın kenarındaki bir şeyli bir şeyle cebelleş.
· Elini yıkamaya gönderil. Elini köpürtürken çok uğraş. Seni unutup üzerine ışığı kapasınlar, çok tırsıp kaç.
· Anneanneni balkonda bul, beraber fasülye kır. Eteği, şişmanlığı bir garip gelsin. Anneanneyi zenci ajan san, eteğin altında siyah bacak bulma umuduyla altına gir, nefes alamayıp kaç.
· Arka odaya gidip minder kalesi yap. Çarşaf, battaniye ve masa örtülerini perdelere mandalla, o çatı. Pazar arabasının sapını yükselt, o sütun. Mutfaktan ekmek peynir al, altında ye. Adada kalmışsın annen baban yokmuş, arka balkon da denizmiş. Nefesini tutarak, balkona dal. Sepetlerden soğan, pattes bul. Onlar çok önemli yemekmiş. Nefesin bitince odaya kaç.
· Arkadaşların varsa harita çiz. Köpekbalıklı fırtınalı, kenarını kibritle yak. Anneniz babanız yokmuş, yatak tekneymiş, viledalarla kürek çek. Dalgalara kapıl, fırtına. Arkadaşın düştü, viledaya tutundu tutundu, tutunamadı atla, yüz, kurtar. Az kalsın ölüyoduk, bu ne sorumsuzluk gibi bak.
· Sokağa çık. Tanımadık bahçelere gir köpekten kaç, kuştan tırs.
· Bisikletli arkadaşı gör.
· ‘Bir tur versene’
· ‘Vermem’
· ‘Siktir’
· Annen duydu, topuk.
· Mahalleye in, yorgancının camının önüne git. Pembe mavi yorganların içinde bıyıklı adam. Çok garip gel. Çok garip. Canın içeri oturmak iste. Adam seni fark edince kaçış.
· Evde çok sıkıl. Kendine mektup yaz. ‘10 yıl sonra çok eğleneceksin mi? Aferin!’ Ptt’den kendine gönder.
· Yatağın üstünde walkman’la Burak KUT dinle, “Haydi Zıpla” yerine kadar sallan, gelince hep zıpla.
· Bahçeye bir şeyler göm. Erik ye, karpuz kabuğu kemir, çamaşır makinesi kutusundan zaman arabası yap, evde direksiyon olabilecek bir şey ara. Bul. Role uygun bir şeyler hep bul.
· Kasete sesini kaydet. Program sunmalı kayıtlı, şarkıcılı.
· Akşam yemeğinde patates köfte ye. Masanın altında yemeye çalış, yerken bir yandan oturanların bacaklara çalış. Masanın altından çıkarmak isteyenleri ısır. ‘İyi, kal bari.’ dedikleri an sıkıl, çık.
· Sandalyeyi geri itip masaya tekrar tutunmaya çalışmalı oyun yap kendine.
· ‘Düşeceksin’
· ‘Düşmem!’
· Masayı tutama, düş. Kalorifere kafanı geçir, kafan yarılsın.
· Kanı görene kadar dur. Görünce ağla.
· 5 dikiş.
· Eve gelirken arka koltukta uyu, araba camından tersten havaya bak.
· Ağaçlardan mahalleye geldiğini anla, uyuma numarası yap.
· Baban taşısın, kıs kıs gülüp durumu çaktır.
· Gece uyumaya gitmeden yatağın altındaki yaratıktan, Freddie’den, katilli hayaletli hırsızlıdan kor. Yatağa çok yaklaşma, uzaktan atla.
· Çişin gelsin kalkama.
· Yat sağına, dön soluna.
· Uyu.
· Rüyanda annenle parende at.
Çocuk idiottur tabi, 3 kuruş aklı yok. Hep hayaller bir şeyler.
İdiotlukta ekmek var yine bakma.
İdiot çocuğu ya bırakıcan sanat manat kassın, ya da manavın yanına ver.
Üzümleri yer durur pıt pıt.
Daha fazla süperlik için; http://sorbeniustana.blogspot.com/
Etiketler:
90'lar,
ceylan eren,
eğlence,
sor beni ustana,
çocukluk
24 Şubat 2013 Pazar
Manuel Çekim ipuçları
| Tepkiniz Nedir: |
ISO : Işık ortam durumuna göre ayarlanır. Örn: ortam ışıgı az ise artırılır..Gereksiz yere arttırılırsa foroğrafra noise oluşur.
ENSTANTANE : Hızlı haraket halindeki seyi dondurmak için kullanılır. Örn: bebek resmi,akarsu vs.. Gereksiz yere aşırı seviye enstantane arttırımı fotoğrafı karanlık yapar.
DIYAFRAM : Makineye giren ışığı ayarlar. açık diyaframda makinaya daha fazla ışık girer fotoğraf aydınlık çıkar.kısık diyaframda makineye az ışık girer fotoğraf karanlık çıkar."artık ışığa göre ayarlamak size kalıyor burada.ortamdaki ışığa göre değişir"
Alan Derinliği: (flu) olayı diyaframla ilgilidir. diyafram açarsanız fotoğrafın beliterlenen kısmı flu çıkar. diyafram kısarsanız fotoğraf net çıkar.
Not: Sadece Resim Fotografium.com ' dan alıntıdır...
18 Şubat 2013 Pazartesi
Hayat Işığımız Söndü...
| Tepkiniz Nedir: |
Kaç kişi aynanın karşısına geçip gözlerinin içine bakarak, "vay anasını gözümün ışığı gözümü alıyor " diyor. Bence sıfır, kalmadı arkadaş ne ışık ne başka bir halt. Bittik söndük küllerimiz savruluyor, hepimiz o kurtarıcıyı bekliyoruz, artık kimse o, bilmiyoruz...
Birilerinin bizi ateşe vermesi lazım tekrardan, hani olurya mangalı söndürürsün sonra kömürler kalır aynı şekliyle ve bir sonraki mangal yapışında kullanırsın, yanar tekrar onlar, aynı onun gibi gaza gelmemiz lazım abi. Gaza getiren teknoloji atiker mi takalım bir yerimize yoksa bol bol kuru fasulye mi yiyelim?
Var mı bir fikri olan, hayata ışık saçmakla ilgili. Bu kadar zamın, zumun, arasında, böylesine köleleşmişken milletimiz, yok mu bize insan olduğumuzu hatırlatacak biri, yok mu bizim vatandaşımızında bir Amerikalı kadar değerli, bir Japon kadar akıllı, bir Çinli kadar çok, bir Avrupalı kadar asil, bir Rus kadar güzel, bir Güney Koreli kadar çalışkan ve Bir Afrikalı kadar masum olduğunu...
Yok galiba boşuna parmaklarımı yoruyorum, bu yazıyı yazarak, en iyisi uykumu bölmeyeyim ve sizinde uykunuzu bölmeyeyim. Tatlı rüyalar, pembe düşler...
Birilerinin bizi ateşe vermesi lazım tekrardan, hani olurya mangalı söndürürsün sonra kömürler kalır aynı şekliyle ve bir sonraki mangal yapışında kullanırsın, yanar tekrar onlar, aynı onun gibi gaza gelmemiz lazım abi. Gaza getiren teknoloji atiker mi takalım bir yerimize yoksa bol bol kuru fasulye mi yiyelim?
Var mı bir fikri olan, hayata ışık saçmakla ilgili. Bu kadar zamın, zumun, arasında, böylesine köleleşmişken milletimiz, yok mu bize insan olduğumuzu hatırlatacak biri, yok mu bizim vatandaşımızında bir Amerikalı kadar değerli, bir Japon kadar akıllı, bir Çinli kadar çok, bir Avrupalı kadar asil, bir Rus kadar güzel, bir Güney Koreli kadar çalışkan ve Bir Afrikalı kadar masum olduğunu...
Yok galiba boşuna parmaklarımı yoruyorum, bu yazıyı yazarak, en iyisi uykumu bölmeyeyim ve sizinde uykunuzu bölmeyeyim. Tatlı rüyalar, pembe düşler...
Kız beyni nasıl hacklenir?
| Tepkiniz Nedir: |
Ufaktan çiftleşme gereği mi nüksetti?
ve fakat kadın beyni bilinmezliklerle mi dolu?
Telaş yok yiğitlerim,
beni dinleyin!
Aklınız yerinden oynayacak.
Dişilik müessesesinin şifresi bende.
Sırrı veriyorum,
Yaklaş…
‘Bu mu? Şu mu?’ belası:
Sevgilinle dolaşıyorsun.
Bir anda kızın gözü parlak vitrinlerden birine takıldı,
‘lan, dur, hop!’ demeye kalmadan, içerdesin bile.
Ayakkabılar, çantalar ve cüzdanına göz dikmiş kaypak satıcılar etrafınızı sarmışken, sen panik atak geçirmenin eşiğinde ‘şu kenara oturayım bari’ diye arandığın sırada;
Kız dikildi karşına;
‘Tatlım… Bu yeşil olan mı? Mor olan mı?’
İşte o soru!
İçten içe ‘bakalım beni ne kadar tanıyorsun? ile filizlenen ve eğer yanlış cevap verilirse -evet dedikleriniz hep yanlış - ‘beni umursamıyor’a kadar uzayabilen, ‘halbuki ben sana güzel görünmek için…’ ile devam ederken gözyaşları ile ‘yarebbi kahrolayım ben’ dedirtebilecek bir Renee Zellweger filmine dönüşebilir.
Evet, belki Fifa hiçbir zaman bu kadar hoşgörüsüz olmadı ya da Warcraft size her zaman heyecanla yaklaşan bir golden retriever’dı.
Ama artık bir sevgilin var.
Oyunun kuralını öğrenemeyenler bu düzenden elimine olacak.
Çünkü o güzel suratın -ki kabul edelim bu muhtemelen sen değilsin- yardımcı olmayacak.
Yani Brad pitt değilsen olum, aç kulağını!
Öpüşme ve sevişme tanrıları adına,
hatta küçük kaşık & büyük kaşığa saygımdan bu sırrı açık ediyorum.
Bir yöntem var:
Cambaz olacaksın.
Binlerce dansöz olacaksın.
Çaktırmadan, usul usul bütün cevapları ona verdireceksin.
İzle…
-‘Tatlım. Bu yeşil olan mı? Mor olan mı?’
-‘Hmmm… Ya bu yeşil olan… senin şeyine yakışır di mi, vardı ya hani böyle yeşil bişeyin… hani böyle…’
· Kesin vardır yeşil bişeyi. Ya da mor. Fark etmez. Boşuna gelmedi onlar önüne. Cümleyi bitirmene bile gerek yok. Hatta bitirmemen gerekli zaten. Bunları söylerken ellerini böyle üstüne doğru falan tutacaksın; sanki bişey bulmuş ve ufaktan heyecanlanmış, ilgilenmiş de, hani dilinin ucunda ama çıkaramıyor haline bürüneceksin.
· Emin ol, o başladığın cümleyi öyle bir devam ettirecek ki, sen bile ‘olaya nası bu kadar dahil oldum lan, merkezindeyim her şeyin, ama bana dokunan bir şey yok’ diyeceksin.
· Çünkü bir anda ‘he yeşil kazağım di mi? mor tşörtümü diyosun sen, evet. Sarı gibi olan montumla da yakışır zaten’ ler gelecek. Ardarda. Yemin ederim max payne o hızla sıkmadı elin Meksikalı mafyasına. Ta-ta-ta-ta-taramalı mübarek.
· Ve sana düşen tek cevap ise;
-Aynen tatlım!
· Hatta elinle böyle, işaret parmağınla ‘aa nasıl da buldun, tam da onu diyorum işte’ gibi bir hareket, göz parlaması, yanında da kendinden emin bir kafa hareketi belki, evet anlamında, böyle net. En sevdiği gülümsemeni de çaktın mı, 3 dakika içinde el ele kol kola garantisi veriyorum.
· Çünkü kız için zaten senin düşündüğün şeyi tam anlatabilme ihtimalin yok, yani zaten götünü de yırtsan ona yetmez. Ona yetecek tüm açıklamaları sadece kendisi yapabilir. Sana düşen tek şey ilgili olduğunu hissettirecek bir iki mimik ve yukarıdaki sihirli kelimeler.
Ekstra:
De ki mesela ‘Bir şey almamasını da sağlayarak çıkmak istiyorum oradan.’
Tamam. Öyleyse bu level’ a getiriyorsun yine ve;
- ‘Ya aslında… Bilemedim… Bunun gibi başka modellere de baksan belki, ben anlamam sonuçta ama ne biliyim. Aklımızda olsun, olmadı internetten falan bakılabilir, güzelmiş çünkü, ama buradakiler tam olmamış gibi…’
(Anlat işte bişeyler, tekrarla dur. Böyle kaşlarını ufak köpek gibi kaldırarak, hani çok yardımcı olmak istiyorum ama bilemiyorum ki, yarebbi bana da vereydin şu yeteneği de sevdiceğime yardımcı olaydım, neden yarebbi NEDEĞN?)
· Bitti. Reset işte. Konuyu uzak bir geleceğe attınız bile. O zaten bunu sürekli yaşıyor, kendisi bakarsa bakar, bakmazsa unutur. Sktredicen sonrasını.
İşin keyif kısmı:
1. İlgili bir sevgilisin.
2. Eski sevgilisinden daha iyisin.
3. Diğerlerinin sevgilisinden de daha iyisin.
4. Arkadaşlara övülmesi gereken bir sevgilisin, artık haberin olmayan kızlar bile seni istiyor.
5. Onun gözünde artık daha iyi sevişiyorsun (yalan değil, kadın beyni böyle)
Ya.
Nası manyaks kafalar di mi?
Öyle bir etki yarattın ki artık, akşama french usülü ziyafet.
Bak ezoterik bilgi verdim resmen, nesilden nesile yayın bunu.
Bu dava nice yiğitleri harcadı, eritti.
Ayık olun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






