16 Mayıs 2014 Cuma

Değişim Sözkonusu


Her şeyden bir şekilde bir çıkar sağlamak isteyen, insanların ölümünden siyaset yapan, bunun için insanları destekleyen bazı yavşaklar aramızda dolaşıyor. Ne kadar cahilce bunlar konuştuğunda sadece susuyorum belki anlar diye, belki anlar konuşma yeteneğimden o an tiksindiğimi diye ama nerdeeee...
Bunlara kocaman bir "Siktir Git!" hediye ediyorum...

11 Nisan 2014 Cuma

Başarılı İnsanın Herkes Yanında Olur!


Dünyanın kuruluşundan, insanlığın yaradılışından beri bu böyledir, eğer insan bir başarıya sahip olmuşsa yanında bir çok arkadaşı, hiç görmediği akrabaları bir anda mantar gibi bitiverir. Başarının insana sağladığı belli başlı olaylar vardır, bunlardan biri de paradır, para okyanustaki kan kokusu gibi kilometrelerce uzaklıktaki köpek balıklarını çeker. İşte biz bunlara dost demiyoruz, bunlar dış kapı mandalları ve hep orada kalmalılar. Para ve prestij konusunda başarılı insan, hayatta da başarılıdır, adamın başarısız olma lüksü yoktur olsa bile yakıştırılmaz başarısızlık etiketi kendisine...

Peki ya başarısız olan bir insan nasıl algılanır? nasıl aşağılanır mı deseydim? çünkü bir insan hayatında en kötü anlardan birini yaşamak istiyorsa, bir derbeder, bir arabesk gençlik olmak istiyorsa gitsin her hangi bir konuda kendini başarısız kılsın. Siz daha iyi bilirsiniz sayın okurlarım, Öss`yi kazanamadığınız da "Baak Halanın oğluna" ya da "Yazıklar Olsun" sözlerini ve bakışlarını, bir şirketi olup onu kaybetmiş bir akrabanızın örnek gösterilmesi yeni bir girişim içerisindeki çocuğa nasıl kötü bir örnektir ve nasıl kötü bir ezmektir o akrabayı...

Bir işe girerken kimse yanında olmaz; "bak oğlum şu riskleri var, bak oğlum falanca bu işe girecekti girmedi, falanca bu işte battı, falancanın oğlu filanca neden bu işe girmiyor, demekki iyi bir iş değil vb." bu cümleler eminim hiç birinize yabancı gelmiyor.

Kaç defa başıma geldi destek olmasını istediğin insanların sana köstek olduğu; web sitesi açtım bunda 10 sene önce daha ilk yeni yeni başlamışız, hevesliyizde, saatlerce onun başından kalkmayıp, sanal bir oyuncağa aşık olmak belki de böyle bir şey olsa gerek... Bekliyorsun arkadaşlarından destek vermelerini ve onlara "bak ben site açtım, nasıl olmuş, girsene, üye olsana vb." şeyler söylüyorsun. Giriyorlar, üye oluyorlar, sonra sana gelip "Aaa süper olmuş, beni Admin yapsana" kıramıyorsun yapıyorsun, site bu arkadaştan önemli değil, yok desen kırılır, olmaz. Sonra o adam bir daha girmiyor, hiç bir zahmet harcamadan ortak olduğu siteye. Belki de bu yavşaklar soğuttu beni, o eski hevesimi kırdı. Pişman mıyım? Evet pişmanım keşke yapmasaydım, girmesinler çokta fifi.

Başarı, bir defa kovalanır ve yakalandığında artık senindir, sen kaçsan da artık o seni kovalar, üzerine yapışmıştır.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Validem, Oğlumu Verin Bana!


Bu ne acayip bir başlık oldu böyle farkındayım ama yapacak bir şey yok bu saatte aklıma bundan daha iyi bir şey gelmedi. Bildiğiniz üzere bu sıralar yine web siteleriyle uğraşmakta, ıvırını cıvırını kurcalamaktayım. Bu yüzden de buralara uğrayamaz oldum. Ama merak etmeyin anindayorum.com benim ilk yavrum gibi, kendimi rahat hissettiğim bir yer, içimdekileri tutarsızca akıttığım, bir o kadar da bokunu çıkardığım bir yer. (Şu on parmak yazı yazma olayına alıştığımdan beri tuşların yerini unuttum, tek parmağımla ilk defa bilgisayar kullanıyormuşçasına tuş arar oldum..)

Bir çok uğraş olunca insanın hayatında insan pek başarılı olamazmış, biz babadan böyle gördük. Moralim bozuldu yine müşteriler geldi sabah sabah uğraştık

3 Nisan 2014 Perşembe

Teknoloji Dahileri Neden Asosyal Olur?


Bunu bir kaç gün önce farkettim, iş yerimde her zamanki gibi oturmuş internet üzerinde websitelerimle uğraşıyordum, o sıra diğer iş arkadaşım televizyonda bir şey izliyor, haliyle televizyondan gelen sesler doğrultusunda televizyonda ne olduğunu ya da ne izlendiğini anlıyorsunuz benimde sevdiğim bir program var ancak bilgisayarın başından kalkıp bir türlü gidemedim, öyle ki diğer arkadaş sıkıntıdan patlıyor konuşmak için geberiyor ama ben bana verdiği sorulara "evet, hıhı, öyle" kelimelerinden başka karşılık veremiyorum. Çünkü o an kafanız o sanal dünyanın içerisinde, oturuş pozisyonunuz ne olursa olsun, bu sanal gerçeklik insanı ister istemez yutuyor.

Sansasyon.org ta bahsettiğim bir konu vardı Garaj`la ilgili. Bizim bir garajımız yok, kendimizi tamamen asosyalleştiremiyoruz, bu yüzden sosyallik ve asosyallik arasında kalıp bir halt ortaya çıkaramıyoruz.

Mynet Okey`de milyonlarca ML olması ne demek en iyi siz bilirsiniz, Hakkarim.net`te yine az takılmadık, sadece orada 101 oynayabiliyorduk ya da internet cafelerde "abi 5 dk daha uzat" diye az yalvarmadık. Biz asosyal olmaya çalıştık çok uğraştık ama hep bunu bir sosyallik içinde yaptık, hesabına(komasına) az Counter Strike oynamadık, öncesinde Half Life`lar hayatımız olmuştu bizim, disketleri sıkıştırınca boyutlarının yükseldiğine inanırdık, disket sürücüsü olmayan bilgisayara bilgisayar demezdik. 10 GB, a dünyayı sığdırabileceğimizi düşünürdük. Çatır çatır teknoloji dergileri alıp resimlerine az bakmadık, o verdikleri demo oyunlarla kendimizi az avutmadık, korsan cd nerede diye az koşmadık, mp3 cd`lerini Türkiye`ye biz yaydık, böyle bir şey var bak dedik, Dvd çıktığında kapladığı alan Cd ile aynı ama şu kapasitenin büyüklüğüne bak diyerek ne övgüler yağdırdık. Sonra Flash Diskler çıktı "Aman Allahım" çığlıkları attık. Taşınabilir Hard Diskler hepimizin ayrıca beğenisini kazandı. Teknolojiyi hep yakından takip ettik, beğendik, ona aşık olduk ancak hiçbir zaman tamamen onun içinde kalacak kadar asosyal olamadık.

Başlıkla ilgili sorumuzdan biraz saptık ama sebebi aslında belli değilmi, tabiki "Tutku". Adamın sana bana ihtiyacı yok, onun tutkusu tamda parmaklarının altında.

Sabahlara kadar oturduğumuz klavye önü mekanlarda ellerimiz buz kesti ama yılmadık, okuduk, yazdık, paylaştık, en önemlisi öğrendik. Öğrendik ama...

2 Nisan 2014 Çarşamba

Bazen Boş Boş Bakarsın

Her insanın başına geldiğine eminim, öncelikle bunu belirtelim. Yapacağın bir kaç iş vardır, yapmak istersin ama bir türlü elin gitmez, bakakalırsın öyle boş boş, başka şeylerde düşünmezsin, o an sadece yapmak zorunda olduğun şeyler geçer hep aklından ama bir türlü hareket edemezsin. Nedir bunun açıklaması arkadaşlar? Tıpta buna ne diyorsunuz? Latince değil Türkçe açıklarsanız sevinirim.


Bazen diyorum galiba bunun adı tembellik diye, tembellik olsa düşünmeyiz diye düşünüyorum. Tembellik bence düşünce tembelliğidir, düşünen insan tembel değildir, sonuçta beynini çalıştırıyor kafa yoruyor adam!

İşte şu an öyle mal gibi ekrana bakarken aklıma geldi bu yazıyı yazmak. Aklımda çok güzel bir konu vardı sizlerle paylaşmak istediğim ancak unuttum. Her zaman bahsederim not almanın ne kadar önemli olduğundan ama her şeyi de her an not alamıyorsun. Not alacağımız konuları önemlilik derecesine göre belirlemeliyiz galiba. 

Konu fazla dağıldı galiba, desem de inanmayın çünkü ortada zaten bir konu yok. Asıl parmak basacağımız konu beynimizin, o koca evrenin içindeki uzay boşluğunda savruldu gitti, eğer uzay sonsuz bir boşluk değilse, ki değil, o zaman o bilgi tekrar bize dönüp gelecektir. 

Bu Ceylan Eren gibi kafayı uzaya mı taktım? :P